Yazmak isteyen ama yazmayan yazar için bir yazma uygulaması.
Meslekten bir geliştiriciyim. Yirmi yılı aşkın süredir bu işteyim. Ama kendimi bildim bileli, kâh yazıp kâh ara vererek, aynı zamanda bir yazarım da. Klasörlerinde yarım kalmış denemeleri, defterlerinde fikirleri olan, bir türlü daha fazla yazmaya dönüşmeyen o “daha çok yazmalıyım” hissini taşıyan türden bir yazar.
Birkaç yıl önce çok belirli bir şey fark ettim. Scrivener’ı açar, klasörü, panoyu, denetçiyi, proje yapısını görür ve kapatırdım. Ulysses’i bir yıl daha yeniler, içinde neredeyse hiç yazmazdım. Bir Google Doc açar, hiçbir şey hissetmezdim. İmleç, bir hesap tablosu kadar davetkâr, dümdüz beyaz bir genişlikte yanıp sönerdi.
Araçlar mükemmeldi. Sorun onlar değildi. Sorun şuydu: yazmaya her oturduğumda arayüz benden yazmaktan başka bir şey yapmamı istiyordu. Bir yapı planla. Bir klasör seç. Bir proje kur. On beş biçimlendirme seçeneği arasından tercih yap. Bu paragrafın “nereye ait olduğuna” karar ver.
Ve bunları aştığım, gerçekten yazmaya başladığım günlerde bile, birkaç dakika içinde başka bir şey beni dışarı çekerdi. Bir bildirim. Bir yazım denetimi çizgisi. Ansızın gelen bir kenar boşluğu ayarlama dürtüsü. Gözüm her değdiğinde büyüyü bozan, klinik bir yüzeyde yanıp sönen imleç.
Benden yazmamdan başka hiçbir şey istemeyen bir sayfa istiyordum. Ve bir kez başladığımda, beni orada tutan bir sayfa.
Ben de bir tane yaptım.
Reverie nedir
Reverie, sayfanın canlı hissettiği bir yazma uygulaması. İmleç yumuşakça parlar. Kaydırma bir ağırlıkla yatışır. Biçimlendirme süzülerek yerine oturur. Sen akıştayken sayfa ısınır, durduğunda serinler; hepsi de bilinçli dikkatin eşiğinin altında. Bu şeyleri doğrudan fark etmezsin. Reverie’de yazmanın başka her şeyde yazmaktan farklı olduğunu fark edersin.
Ne yazarsan onu görürsün. Başlık, başlık gibi görünür. Kalın yazı, kalın görünür. Yıldız işareti yok, kare işareti yok, öğrenilecek ya da gizlenecek bir söz dizimi yok. Yalnızca metin, metin olarak görüntülenir.
Yazdıkların, bugünün yazma araçlarındaki en yaygın biçim olan Markdown olarak kaydedilir. Dosyalarını başka herhangi bir uygulamada, başka herhangi bir makinede, yirmi yıl sonra aç. Onlar senin. Veri tabanı yok, özel bir biçim yok, bulut hesabı yok, bağımlılık yok.
Reverie ne değildir
Pano yok, kart panosu yok, yazmadan önce kurman gereken bir yapı yok. İş uzadıkça dosyalarını bir klasöre kaydet, Reverie onları tek bir müsvedde gibi ele alsın. Belgeler arasında tek bir tuşla geç. Sözcük sayısı her şeyin üzerinden toplanır. Kurulum yok, sayfada sözcüklerinden başka hiçbir şey yok.
Ulysses değil. Abonelik yok. Bir kez öde, senin olsun. Hesap gerekmiyor.
Bir Notlar uygulaması değil. Listeler ve alışveriş hatırlatmaları için değil, bölümler ve uzun soluklu işler için yapıldı.
Yapay zekâsı yok. Eklentisi yok. Tema mağazası yok. İşbirliği yok.
Bunlar birer tercih, eksiklik değil. Her “hayır”, yapmamayı bilerek seçtiğim bir şey.
Neden şimdi
Yirmi beş yıl önce oyun yayımlamaya başladığımdan beri ekranda işlerin doğru hissettirmesini sağlıyorum. O işin çoğu görünmezdir: bir kaydırmanın ağırlığı, ışığın bir yüzeye oturma biçimi, canlı hisli bir animasyonla teknoloji gösterisi gibi hisseden bir animasyon arasındaki fark. Oyunlar sana hissin bir mühendislik olduğunu öğretir. Kimse buna öyle demez ama öyledir.
Yazma uygulamaları bu işi hiç yapmadı. Sana beyaz bir dikdörtgen, yanıp sönen bir imleç ve başka hiçbir şey vermezler. Reverie, bu dikkati bir sayfaya getirdiğinde ortaya çıkan şeydir.
Yatırımcı yok, ortak kurucu yok, yol haritası komitesi yok. Yeterince erken okur “buna para öderim” dediği için ürüne dönüşmüş bir zanaat projesi.
İddiam şu: Reverie’de geçen beş dakika başka her yazma uygulamasını ölü gösteriyorsa, yazarlar kalır. Ürün, sayfanın kendisi. Geri kalan her şey, onun önünden çekilmenin hizmetinde.
Çok yakında
Reverie henüz hazır değil. Hazır olduğunda burada duyuracağım ve ana sayfa listesindeki herkese e-posta atacağım.
Yazıyorsan ya da yazmak istiyorsan, umarım sana açmaya değer bir sayfa verir.
— Mark